• Arzu Eylül Yalçınkaya

Ve kaleme yaz emri verildi

B.

Allah kaleme yaz dedi,

Neyi yazayım dedi kalem,

Ben hiç bir şey bilmem

Sen “yaz” dedi, Allah,

Ben sana söylerim,

Bunun üzerine kalem başını okkaya daldırıp, biraz mürekkep aldı,

Ve ezelden ebede ne varsa olmuş  ve olacak…

Hepsini bir bir yazdı.

Bu kitap o kalemin yazdıkları cümlesindendir.

1. NEYİN HİKAYESİ

Dinleyin dostlar bu ney size neler anlatıyor

Ayrılığın acısıyla nasıl da ağlayıp inliyor

Ansızın sazlıktan kesildiğimden beridir

Feryatlarımı duyanlar gece gündüz inliyor

Kalbi ayrılık acısıyla parça parça olanları isterim

Ki iştiyâkımı halden anlayanlara söyleyeyim

Anavatandan uzak düştüklerini bilenlerdir

Ki onlar vuslata erecekleri günü sabırla bekliyor

Derdimi ben her mecliste, her cemiyette söyledim

Kah iyilerle halleştim, kah kötülerle söyleştim

Onların her biri kendi zannınca beni yarimdir

Derûnumdaki sırrı, kimse anlamadı, anlamıyor

Hakikatte benim sırlarım feryadımdan aşikar olur

Ancak bunu idrak için gereken nur herkeste yoktur

Hoş, can bedenden beden candan gizli değildir

Lâkin onu görme izni herkese verilmiyor

Dinle ki bu neyden duyulan yalnız hava değil

Onun üflediği aşk ateşidir, bunu sen böyle bil

Ney âteş-i aşkın yanık bir söyleyicisidir

Mey dahi onun aşkıyla meşke gelip söylüyor

Ney üflüyor derinden, aşık olanlar mest içinde

Onun nefesiyle kalkıyor, vuslata mani her perde

“Dert ile dermanı” ney gibi birleyen var mıdır?

Hem müştak hem dost olan kolayına bulunmuyor

Ney baştan başa kan olan bir yolu anlatmakta

Bu yol  Mecnun’unla başlayıp Leyla’ya uzanmakta

Sözlerimin mahremi ancak Hakk’ın mahremidir

Dile de şu kulaktan başka mahrem bulunmuyor

Gam ve kederimizden günler uzadı, zaman durdu

Günler yerinde sayar iken ayrılık acısı arttı durdu

Boşa geçen günler için gam çekmek haramdır

Tevbe edip temizlenen için zorluk bulunmuyor

Nasibi olmayan kimseler bu sözlerden anlamaz

Her şey suya kanar da, balıklar suya doymaz

Ham meyva olmuşun halinden anlamaz, denir

Anlamayanlar var, sözü kısa tutmak gerek, vesselam

***

Ney Size Hikayesini Anlatıyor

Dinleyin beni arkadaşlar,

Bugün size ney oluşumun, uzun ve zorluklarla dolu hikâyesini anlatacağım.

Bu hikâyede gizli sırları size birer birer söyleyeceğim. Bir zamanlar nehir kenarında köküm ve gövdem suyun içinde mutlu ve mesut yaşarken,  anavatanım olan sudan kopartılıp türlü acılar çekerek nasıl ney haline getirildiğimi anlatacağım. Sonra nasıl kendisi gibi nefesi de güçlü bir neyzen efendinin eline verildiğimi, sonra onun nefesiyle nasıl büyüleyici sesler çıkaran bir ney haline geldiğimi, hiçbir şeyi atlamadan sırasıyla aktaracağım.

Benim adım ney, dostlarım. Şimdi bana ney deseler de, önceki adım kamış olarak çağırırlardı. Bir vakitler ben, biricik sevgilim ve hayatım olan suda yaşardım.  Su kenarındaki sazlıklar benim yuvamdı, ailem ve arkadaşlarımla beraber huzur ve mutluluk içinde yaşardık. Galiba ben suyu biraz fazla seviyor olacağım ki; köküm suyun içinde olmasına rağmen gövdem uzayıp başım da suyun dışına çıkınca bu ayrılığa dayanamaz eğilip bükülerek başımı yine suya sokardım. Şimdi hatırlıyorum da öyle güzel günlerdi ki o günler.. Tasasız ve dertsizdik; her zaman neşeliydik ve her zaman gülerdik. Su her şeyimizdi bizim, su canımızdı. Hem hayat kaynağımızdı o bizim, hem de hayatımızdı.

Fakat gün oldu devran döndü; köküme bir balta ile vurdular, beni sazlıklardan kopardılar. Biricik yuvamdan ve yurdumdan hiç acımadan ayırdılar. Beni; ocaklarda, fırınlarda, ayrılık ateşlerinde kuruttular. İçimi kat kat oydular.   Vücuduma türlü yaralar, türlü delikler açtılar. Sonra beni kendi güzel, nefesi güçlü bir neyzen efendinin eline verdiler. O bana nefesini üfledikçe, ben çeşitli  nağmeler ve ezgilerle etrafımı büyüledim, durdum.

Sahibim efendimi soracak olursanız, o Allah âşığı güzel bir insandır.  O, tam anlamıyla kâmil bir insandır. Kâmil insan, Hakk’ın yeryüzündeki hâlifesidir ki, Hz. Muhammed (a.s)’ın ahlakını taşır. Nefsinin bütün arzularından sıyrılmış olduğu için, onun mâsivadan temizlenmiş kalbi Hakk’ın kendi zatını aksettirdiği bir aynaya dönüştürmüştür. Efendimin kalbi “yere göğe sığmadım bir mümin kulumun gönlüne sığdım” buyurulan o temiz kalplerdendir. O, bir yandan ney üfleyerek gönülleri titretirken diğer yandan söylediği güzel sözlerle bütün Allah âşıklarının içini aydınlatır.

O da tıpkı benim sazlıklardan ayrılışım gibi, biricik aşkı olan Allah’ından ayrı düşmüş. Dünyanın türlü dertleriyle ve zorluklarıyla imtihan olmuş.  Hiçbir şeye itiraz etmediği ve Rabbi’nden gelen her şeyden memnun olduğu için, yaşadığı her güçlük onun için bir nimet olmuş.  Her zorluk onun iç güzelliğini biraz daha ortaya çıkarmış. Sonunda kalbini dünyanın bütün kirlerinden temizleyince, aradığı ve özlediği Allah’ını kendi gönlünde bulmuş.

İşte o güzel sultanım beni kendisine yakın buldu da tıpkı benim size anlattığım gibi bütün sırrını derdini bana bir bir anlattı. “Sır dedimse de sen onu aşikâr et.  Aman sen sen ol, sakın ha cimri olma. Seni anlayan ve dinleyen dostları  bulunca sen de öğrettiklerini onlara anlat” dedi. Ben de hazır sizi bulmuşken, efendimden dinlediğim serencamı kelimesi kelimesine anlatıyorum.

Dostlarım, bir gün neyzen efendim beni eline aldı ve şunları söyledi:

“Ey benim güzel neyim! Şu söyleyeceklerimi iyi dinle. Senin derdin, benim derdimdir. Belki sadece senin ve benim de değil, anavatanından uzak düşmüş ve Allah’ını özleyen bütün insanların derdidir. 

Hikâyemiz insanlığın hikâyesidir.

Çünkü şimdi yeryüzünde yaşayan bütün insanlar ister hatırlasınlar, ister unutmuş olsunlar, bir vakitler o sonsuzluk âleminde, Allah’la bir ve beraber bulunuyorlardı.  Allah’ın güzelliği cennetinde, her gün onun güzelliği ile gıdalanarak tatlı tatlı yaşıyorlardı. O güzel Allah’ın varlığı ve sevgisi adeta bir deniz olmuştu da, onları her yandan sarmış, sarmalamıştı. Çok mutluydular.

“Yalnız Allah vardı ve Allah’tan gayrı hiçbir şey yoktu.” sözünün sırrına ermişlerdi, Allah’ın sonsuz varlığında hayali bir vücuttan ibarettiler.

Ama ona o kadar yakınlardı ki; bu yakınlıktan dolayı,  adeta suda yaşadıkları halde suyu göremeyen balıklar gibi artık Allah’ı göremez bir hale gelmişlerdi. Yine aynı yakınlıktan dolayı ne güzel ve ne büyük bir lütfun içinde bulunduklarını anlayamıyorlardı. Mutlu olmasına mutluydular fakat mutlu olduklarından haberleri yoktu.

İşte o zaman sevgi ve merhamet sultanı olan o yüce Allah gönüllerine ilham ederek “Beni görebilmeniz için kullarım”, dedi, “artık biraz uzaklaşmanız gerek. Sizin anavatanınız ancak benim yanımdır; fakat bu vatanın kıymetini bilmeniz için bir süreliğine sizi  dünya denilen gurbete göndermem gerek.

“Haydi bakalım” dedi, o yüce Allah.  “Şimdi inin dünyaya ve beni hiç unutmayın. Her an bana döneceğiniz günün özlemi ve hayaliyle mutlu mutlu yaşayın.

Ey benim canım kullarım! İnin dünyaya. Bir süre ayrılık acısı hissetmeli ve bir süre beni özlemelisiniz ki yeniden bana kavuşmanın zevkini tadın. Ancak dedi yüce Allah,  gitmeden önce sizden bir söz almalıyım. Söyleyin bakayım ben sizin her iki dünyâda koruyucunuz ve Rabbiniz değil miyim?/Elestu bi Rabbikum?

Bu dünyada vücut giyecek bütün ruhlar, hep bir ağızdan cevap verdi ve:

“Beli” dediler, “evet, sen bizim Rabbimizsin, sen bizi koruyup gözetensin Allah’ım.”

Ancak bu sözün dünyâda da ispatlanması gerekiyordu.

Bütün ruhlar “söz veriyoruz dediler, seni unutmayacağız, burada seni Rabbimiz ve koruyucumuz olarak gördüğümüz gibi, dünyada da seni Rab olarak kabul edeceğiz.”

İnsanın kabul ettiği emanet yok ağırdı. Dağların taşların yüklenmekten çekindiği o emâneti insan, aşkla yüklendi, üzerine aldım. Gönderildiği dünyâ imtihan dünyasıydı ki, orada türlü beli sözünü, ispat için insanın başına türlü belâlar gelecekti. Kimi ona hoş görünecek, sevinecek; kimi ise size biraz zor gelecek ve onu yoracaktı. Ancak her iki halinde alemlerin Rabb’inden geldiğini bilen ve Allah’ın verdiklerinden memnun olanlar sözlerini tutmuş olacaklardı.

Yüce Allah buyurdu Haydi şimdi “inin” benim güzel kullarım,  bu yücelik âleminden   “dünyaya inin” ve beni hiç unutmayın.

Allah’ın varlığı denizi bu “inin” emriyle birden coştu, dalgalandı; ve insanoğlu bir büyük ayrılık dalgasının sırtında bu dünyaya denilen karaya atıldı. Elest bezminde geçen o konuşmadan sonra ruhların vücud giyerek bu âleme geliş macerası başladı. Bir ayrılık dalgası gelerek ruhları vücud sahiline attı. Ruh denen latif varlık, ateş, hava, su, toprak, maden, bitki ve hayvan derecelerinden geçerek bir insan vücuduna eriştiğinde, ancak o vakit Rabbine dönecek idrak derecesine ulaştı.

Şimdi Aşık Mecnun’un çöllerde sevgilisi Leyla’yı arayışı gibi, Allah’ını özleyen âşık kullar da bu dünya çölünde gece gündüz Sevgili Allah’ı arıyor. Onu bir an bile unutmuyorlar çünkü Mecnun nasıl her an her yerde Leyla’nın hayalini gördüyse,  Allah âşıkları da yaratılmış her varlıkta Allah’ın güzelliğinden bir iz ve eser görüyor, hep O’nunla yaşıyorlar.

İşte bunları anlattı benim efendiciğim.

Neyzen efendimin anlattığı o elest bezmini hatırladığınızı ümid ederim. Derler ki, elest meclisinde verilen bu sözü hatırlamada insanlar derece derecedir. Kimi geldiği yeri bilmez, topraktan başka ana tanımaz. Kimisi için ise perde yoktur. Arada geçmiş olduğu çeşitli haller ve menziller onu verdiği sözü hatırlamaktan alıkoymaz.

Allah sevgilisi Zünnun’a Elest Meclisini hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda “Şimdi bile hala kulaklarımdadır” demiştir zira o geçtiği mezillere takılmayıp hiçbirşeyi rabbiyle arasına perde etmeye kâmil bir insandır.  Ama bil ki ârifler içinde “Adem toprak ve su arasında iken ben peygamber idim” buyuran Hz. Peygamber Efendimiz meşrebinde olanlar var. Onlar Elest meclisinden öncesini de hatırlar; hatta “Kün/ol” emri dahi her an onların bâtınında yankılanmaktadır.

Sevgili arkadaşlarım, dinleyin.

Şimdi size neyzen efendimden dinlediğim bütün hikâyeleri anlatacağım. Her hikayenin derinliğinde saklı defineyi de sizin yardımınızla çıkaracağım.

Siz dünya denilen bu kara parçasında yaşıyorsunuz,

ben ise size buraya gelmeden önce,

Allah’ın varlığı ve tekliği denizinde

herkesle ve her şeyle bir

ve beraber olduğunuz o mutlu günlerin hikâyesini anlatacağım.

Sizi bir başka âleme ve boyuta götürüyorum.

Bu dünyada çokluk var o dünyada teklik.

Bu âlemde zıtlık ve kavga var,

orada ise sadece sevgi ve birlik.

#Mesnevi #ney #Tasavvuf #Tevhid

2 views
Join my mailing list

© 2023 by The Book Lover. Proudly created with Wix.com