• Arzu Eylül Yalçınkaya

Vahide’ye mektuplardan..

B. Sevgili Vahide,

Bu sabah erkenciyim, çok güzel bir vakitte uyandım. Üzerinize afiyet ceryanda kalmışım, biraz kırıklık vardı.. Nasıl yattığımı, nasıl uykuya daldığımı hiç hatırlamıyorum. Bir iki kere ateşten ve sıcaktan uyanıp tekrar daldım. Ama 3.30 da artık uykumu almış olduğumu kabul ederek kalkıp ıhlamur demledim. Sütün içine bal, karabiber ve zencefil katarak hazırladığım iksir kıvamındaki sıcak süt beni yavaş yavaş kendime getirdi. Masamın başına oturup biraz çalışmak isterken, uykumu almış ve dinlenmiş olmama rağmen zihinsel bir yorgunluk duyuyordum. Sanırım, şimdilerde bütün gece rüyamda -aslında bir yandan rüya görürken diğer yandan bilinçaltımın bile altında- seninle konuşuyorum. Bu gece o mükaleme benim vakitsiz uyanışım sebebiyle havada kalmış olacak ki, yorgunlukla beraber bir rahatsızlık duydum. Bu nasıl bir konuşma dersen, sanki seninle bir gece boğazda balık yemeye gitmişiz, ardından salaş bir meyhane köşesinde içmeden sarhoş olarak sabahın şu vaktine kadar konuşmaktan, dinlemekten, susmaktan ve hatta kendimizden bile yorularak kadar muhabbet etmişiz gibi derim. Sabahın ve seher vaktinin, günün o el değmemiş bakir saatinin beni ne derece etkilediğini anlatmışımdır. Bu seher bir yandan o muhabbetin yorgunluğu bir yandan, vücudumun naifliği beni iyiden iyiye hassaslaştırdı haberin olsun.

Sevgili Vahide, diyeceğim o ki cüz’e değil, külle nazar etmeli. Parçaları değil bütünü görmeli. Eğer cüzlere yönelecek olursak, alemin bütün cüzlerini görmek gerek, ki bunu gerçekleştirmenin mümkün olmadığı benden önce sen söyleyeceksindir. Önceleri maddenin yapı taşı atom dedik, sonra orda kalmayıp ileri gittiler, güzelim atomu parça parça böldüler. O da yetmedi, bir daha bir daha parçalara ayırdılar. Hadi şimdi toplayın şu dağınıklığı denildiğinde ortalığı toparlayacak kimdir? Fizikçiler mi sanıyorsun, hayır elbette. Yine metafizikçiler.

Bir eğitim bilimci olarak karışmadığın başka alan kaldı mı diyecek olursan, bu daha bir başlangıç derim ancak. Fiziğin ve metafiziğin dostu matematiğe de ilgi duyuyorum. Bence dünya denkleminin sonucu bellidir. Eşitliğin sağ tarafında daima bir/birlik olduğu sürece sol taraftaki işlemlerin çokluğundan ve karmaşıklığından korkmaya hiç gerek yok. Bu bilgiyi unutmamalı. Olaylarlar, şahıslar, nesneler ne kadar çok ve birbirine girift olsa da, alem birliğe dönecektir.

Sen ise böldükçe bölüyor, sayılarını çoğaltıyor ve sonra yetmezmiş gibi her küçük parçacığa dev bir iradenin ağırlığını yüklemeye çalışıyorsun. Sevgili parçacıkların için hiç dertlenme, onların hareketliliğinin tek sebebi birlik içerisindeki görevlerini yerine getirmek için koşturmaktan başka bir şey değil. Bırak istedikleri yöne gitsinler. İçin rahat olsun. Hatta zerreden küreye yalnız birliğin hakim olduğunu gördükten sonra, bırak cüzler/parçacıklar istedikleri gibi koştursunlar. Rablerinin birlik cennetinde nasıl olsa emniyette olacaklar. Yüzünüzü nereye dönerseniz Hakk’ın vechi oradadır, diyen İlahi kelamı duyduktan sonra, bu endişe bize yakışmaz.

Cüze değil, külle nazar etmeli. Çokluğu değil, birliği görmeli. Bilgiye ulaşmak, alem hakkında hüküm vermek eğer her nesneyi, her canlı türünü tek tek incelemekle mümkün olur, deselerdi ben çoktan bu işleri bırakmış olurdum. Hele ki senin bir küçük atom parçasının bile parçalarını incelemen bana çok ama çok uzak duruyor.. Varlığı birlemeli. Sıfatlarından, renklerinden, fiillerinden arındırdıktan sonra bir varlıkta ne kalır. Yalnızca varlığın kendisi. Varlık olması bakımından varlık kalır. İşte hakikat budur. Gerçeklik ancak çokluk aynasında yansıyan birliktir. Onu görmeli. Çoklukun ardındaki birlik.

Ama ben sana alemi nasıl gördüğümü söyleyeyim. Bu böyle, herseyin aslı birlikmiş diyerek elde edilen bir ilim değil. Bunu aklınla idrak edip kalbinle tastik ettikten sonra geriye tecrübenin tereddüde yer bırakmayan saltanatını yaşamak gerek. Önceleri çokluğu görüyor, birliği onun ötesinde arıyordum. Şimdilerde ise birliği görüyor, çokluğu görmekte zorlanıyorum. Büyükler ikisini birbirinden seçmeden, çoklukta birliği birlikte ise çokluğu görmenin zevkini tatmışlar. Onlar denizi dalgadan, dalgayı denizden ayrı görmeyenlerdir. Ol mahilerdir ki derya içre meknuz ve derya kesilmişlerdir.

Elifcan

8 views
Join my mailing list

© 2023 by The Book Lover. Proudly created with Wix.com