• Arzu Eylül Yalçınkaya

“Ramazan” “geldi”; hissediyorum

Ramazan ayı alıştığımız hayata kastetmiş bulunuyor. Üçüncü haftasındayız, neredeyse ramazan öncesinde nasıl yaşadığımı hatırlayamayacak kadar farklı bir düzenin çarkı içinde günleri deviriyorum. Ramazan ayı adeta güçlü iradesi ve pazusuyla beni dilediği yönde hareket ettiren mucbir bir mürebbi. 

Her akşam bir dostun iftar sofrasındayım. Bu sofraların menüsü, lokması, şerbeti; havası, muhabbeti, çok başkadır. Fakat orası uzun sürer ve başka bir yazının konusudur. Burada mesele benim, ezana beş-on dakika kala  iftar sofralarında, öncesi ve sonrasıyla hayatımdan haber

Aç ve susuz geçen uzun bir günün sonunda; ezan sesi, top gümbürtüsü gibi meşru sebepler bir yana kapı zili, sandalye gıcırtısı gibi her hangi bir sesin uyarıcılığıyla dahi orucumu açabilecek kadar zayıf düşmüş oluyorum. Vücudumun çok zayıf düştüğünü söyleyemem ama irademin zayıflığı ortaya çıkmış buluyor. Günden güne güçleniyor muyum, muhtemelen. Belki bu hayat tarzına da vücudum alışıyordur.  Fakat itiraf edeyim her şeye rağmen zorlanıyorum.

Önceleri zorlanmayı ve yeme-içmeye hala iştiha duyuyor olmayı bir eksiklik kabul ederdim. Şimdi ise zorlanmakla beraber bu ibadete devam ediyor olmamda  Allah’ın büyüklüğünün izlerini sürüyorum.

İftar sonrasında bin bir çeşit yemeğin önünde mahzun bir şekilde oturuyor ve bilhassa bir yudum su için kıvranıyorken; nefsime hakim olmak bana irademin değil, Allah’ımın büyüklüğünü gösteriyor. Bu dünyaya kulluk için, nefsimizin aczinde rabbimizin kudretini görmek için geldik. Bu maksadın husulune en büyük vesile ise sanırım oruç ibadetidir. Ben oruc ibadetinde muhtaçlığımı, mümkünlüğümü, kulluğumu duyuyorum. Oruç bana ihtiyaçsız, gani ve mutlak/kayıtsız olanın Allah olduğunu hatırlatıyor. İşte her akşam bu acziyet içinde oturduğum iftar sofrasında, belki adımı sorsanız söyleyemeyecek derecede bir şuur zaafı içinde bildiğim ve duyduğum tek şey

kulluğumdur. 

2 views
Join my mailing list

© 2023 by The Book Lover. Proudly created with Wix.com